Adana tarihi ve turistlik yerleri

0
294
  1. Öncelikle yazımıza başlamadan önce Adana İlinin tarihi hakkında kısa bilgi

 ilk çağlara (M.Ö. 3000) yıllarına kadar uzanmaktadır. Adana’nın Seyhan Nehri kıyısına bir konak yeri olarak kurulduğu tahmin edilmektedir. Adana’ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa, Anadolu’nun en köklü medeniyetlerinden olan Hititlerin Kava Kitabelerinde rastlanmaktadır.

Taş köprü

IMG_0041.jpeg

Bazı arkeologlara göre, Hitit Kralı I. Arnuwanda, M.Ö. 1550’ye tarihlenen bir kitabede Adania ile savaşını anlatırken Taşköprü’den böyle bahsetmiş. Hititlere dayanan bir başka rivayete göre ise Kral Hattusili Suriye’ye giderken Adana’dan geçmiş ve Seyhan Nehri üzerine bu köprüyü yaptırmış.

Taşköprü türkülere de konu olmuş. Meşhur Adana Köprü Başı Türküsü’nde bahsedilen köprü yılların ağırlığını üzerinde taşıyan Taşköprü’dür

Merkez sabancı camii

IMG_0042.jpeg

Türkiye’nin ve Orta Doğunun en büyük cami’sidir. Adana’nın Reşatbey semtinde, Merkez Park’ın güneyinde ve Seyhan Nehri’nin batı kıyısında yer alan cami, 1998 yılında hizmete açılmıştır. 32 metre çaplı ana kubbesi vardır. Caminin proje mimarı Necip Dinç’tir. 20.000 kişilik cami (açık alanın düzenlenmesiyle 28.000 kişi), son cemaat mahaliyle birlikte 6600 metrekareye yayılmıştır; 9 fil ayağı üzerine oturur. Klasik Osmanlı mimarisi tarzında yapılmıştır. Genel görünüm olarak Sultan Ahmet Camii’ne, plan ve iç mekân olarak Selimiye Camii’ne benzer. 4 yarım-kubbe, 5 kubbe, 6 minaresi vardır; bunlar 4 halife ve 4 mezhebe, İslam’ın 5 şartına, imanın 6 şartına karşılık gelmektedir. 32 metre çaplı ana kubbe 32 farza, avludaki 28 kubbe Kur’an’da adı geçen 28 peygambere, ana kubbedeki 40 pencere Muhammed’in peygamber olduğu yaşa ve 40 rekat namaza, 99 metrelik 6 minare Allah’ın 99 güzel ismine karşılık gelir. Caminin temeli 13 Aralık 1988’de atılmıştır.

Ulu camii

IMG_0043.jpeg

Ramazanoğulları Camii veya Adana Ulu Cami, Adana’da bulunan 16. yy.’dan kalma tarihi bir camidir. Ramazanoğulları Beyliği’nin başyapıtı olan cami, şehrin en önemli tarihi yapılarından birisidir. 1998 yılında Sabancı Merkez Camii’nin hizmete açılmasına kadar Adana’nın en büyük camisi olma özelliğini korumuştur.

Adana arkeolojik müzesi 

IMG_0044.jpeg

Adana’nın ve bütün Çukurova’nın tarihi eserlerinin sergilendiği Müze, Cumhuriyetin ilanından hemen sonra 1924 yılında kurulmuştur. Bu nedenle Türkiye’nin en eski on müzesinden birisidir. Müzede 17.071 adet arkeolojik eser ve 26.547 adet sikke bulunmaktadır.

Adana merkez park

IMG_0045.jpeg

2004 Yılında yapılmış olan Merkez Park Türkiye’nin en büyük parkıdır. Seyhan Nehrinin her iki yakasına kurulmuştur. 2004 yılında Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmıştır. Güneyde Sabancı Camisi ile kuzeyde Galleria alışveriş merkezi arasında kalan bölgede kurulmuştur. Adana Merkez Park Tarihi.

Tarihi kazancılar çarşısı

IMG_0046.jpeg

Büyük Saat’in yanında yer alan tarihi çarşı, geleneksel Anadolu kapalıçarşı örneklerinin eskilerinden biridir. Bakırcıların ve kazancıların çarşısı olsa da günümüzde gündelik ihtiyaçlara yönelik her türlü dükkan bulunur.

Büyük saat

IMG_0047.jpeg

Ali Münif Caddesi üzerinde bulunmaktadır. 1881 yılında vali Ziya Paşa tarafından yapımına başlanmıştır.1882 yılında vali Abidin Paşa tarafından tamamlattırılmıştır. Kule, kesme taştan yapılmıştır. Uzunluğu 32 metre olan kule kare prizma şeklindedir ve kulenin duvarları tuğla ile inşa edilmiştir. Temel derinliği 35 metre olduğu söylenir. Kulenin inşası sırasında Osmanlıda Saat kuleleri vardı. Bu saat kuleleri arasında en uzunu Büyük Saattir. İkincisi ise Dolmabahçe Saat Kulesi’dir. Örme işlemi oldukça zor olan küçük taş tuğlalardan imal edilmiş ve yapımından uzun bir süre sonra Almanya dan özel olarak saat makinesi getirilmiştir. O kadar sağlam yapılmıştır ki 1998 deki adana depreminde ayakta kalmayı başarabilmiştir. Saat kulesi dikdörtgen şeklinde taş tuğlalardan yapılmıştır.

Adana çarşı hamamı

IMG_0048.jpeg

Büyük Saat Klübesi’nin karşısında bulunan Çarşı Hamamı Ramazanoğullarından Piri Paşa tarafından 1529’da yaptırılmıştır.16x43m plan ölçüleriyle Adana’nın en büyük hamamıdır.Tek hamam halindeki eserin ilk bölümünü oluşturan soyunmalık kare planda,kalın kesme taştandır.Üst örtüyü oluşturan büyük kubbenin ortasındaki aydınlık fenerinden giren ışık içeriyi aydınlanmaktadır.Soyunmalık kısmının güney duvarındaki büyük kemer bir eyvan gibi yapılmıştır.Güney ve Kuzey duvarındaki büyük nişler ise birer hücre şeklindedir.Soyunmalığın doğu duvarının ortasındaki bir dar kapıyla tek bir kubbeyle örtülen kare planlı soğukluk kısmına geçilir.Ilıklığı takiben batı uçta yer alan sıcaklık ve sıcak su deposu ile hamam planı tamamlanmaktadır.Çarşı Hamamı’nda özellikle giriş kapısı üzerindeki özenli taş işçiliği dikkat çekicidir. GÜNÜMÜZDEKİ DURUM: Halen dönüşümlü olarak erkekler ve kadınlar hamamı olarak hizmet veren yapı özel mülkiyettedir.

Adana tren istasyonu

IMG_0049.jpeg

Adana Garı bünyesinde bulundurduğu, ana binası, lojmanlar ve tren bakımları ve tamirlerinin gerçekleştiği atölyeler ile şehrin merkezinde bulunmaktadır. Yapımı 1912 yılında tamamlanmış olan Gar yine nostaljik bir atmosfere sahip olmaktadır.

Çoban dede parkı ve türbesi

IMG_0050.jpeg

Bulunduğu konum dan dolayı turistlerin dikkatini çeken bi bölge haline geldi   Şehrin tarihinde yer edinmiş Karslı köyü’nün önde gelenlerinden Çoban Dede’nin türbesi nedeniyle gündüz ibadete, doğal yapısı ve nehir manzarası sebebiyle de gece akşamcılara hizmet vermektedir. Multi kültürel bu bölge Seyhan Nehri’nin kıyısında bir tepededir.

Adana kalesi

IMG_0054.jpeg

Adana Kalesi, Adana şehrinde, Seyhan nehrinin batı kıyısındadır. Bizans İmparatoru İustinianus tarafından yaptırılmıştır (527- 565). Kalenin hemen önünde bulunan ve kale kapısı ile birleşen Taşköprü’ nün temel ve ayakları da bu sırada yenilenmiştir. Doğudan batıya doğru uzanan kale bir dörtgen şeklindedir, çevresi 300 metredir.

Doğu yönünden akan Seyhan nehri kalenin gövdesini yalayıp geçerdi. Diğer üç yönü içi su dolu derin hendeklerle çevrilmişti. Surlarında yedi burç vardı. Bu surlarda biri Seyhan nehrine, diğeri güneyde şehre açılan iki demir kapı vardı. Fakat, kale küçük olduğu için, şehrin evleri tamamen dışarıda kalırdı. Bununla beraber, şehrin her sokağının başına, kale kapısına benzer demir kapılar konulmuştu. Geceleri bu kapılar bekçiler tarafından kapanır, böylece şehrin güvenliği sağlanmış olurdu. Kalenin batısında bulunan 8-9 bin evli şehir toplu bir haldeydi. Sultan IV. Murat, Bağdat seferine giderken Adana’ya uğramış, kale içinde Ramazanoğulları tarafından yaptırılan sarayda misafir edilmişti. Bölgeyi idaresi altında bulunduran Beylerbeyi Cafer Beyden halk hoşnut değildi. Padişaha Cafer Beyin zulmünden şikayet ettiler. Bazıları da, Padişaha bağlılıklarını göstermek için, kendilerini kale burcundan nehre attılar. Padişah, bunun üzerine, Cafer Beyi bu vazifeden uzaklaştırdı. Mısırlı İbrahim Paşa, Adana’yı işgal ettiği sırada (1836) kale surlarını baştan başa yıktırdı. Bugün birkaç parça duvar yıkıntısından başka bir şey kalmamıştır. Taşköprü tarafındaki semte Kalekapısı, batıda Abidinpaşa Caddesinin bittiği noktaya da Tarsuskapısı denilir.

Sinema müzesi

IMG_0055.jpeg

23 Eylül 2011 tarihinde açılışı yapılmış olan Adana Sinema Müzesi, ilde yer alan tarihi bir evin restore edilmesi ile kurulmuştur. Oldukça merkezi bir konumda yer alan müze, aynı zamanda Adana Arkeoloji Müzesi’ne de 150 m mesafede yer almaktadır.

Bebekli kilisesi

IMG_0056.jpeg

Bebekli Kilise (Saint Paul Church), Aziz Pavlus Kilisesi, Adana ili Tepebağ ilçesinde 1880’li yıllarda, Saint Paul adına yaptırılmış, bir İtalyan Katolik kilisesidir. Kilisenin tepesinde, 2.5 metre boyunda tunçtan yapılmış Meryem Ana heykeli bulunmaktadır.

Atatürk evi ve müzesi 

IMG_0057.jpeg

Atatürk Adana’ya tam dokuz kez gelmiş ve 5 ayrı konutta konaklamıştır. Bunlardan ikinci ve üçüncü gelişlerinde (16 Mart 1923 ve 17 Ocak 1925) kaldığı tarihi Tepebağ Konağı ( Suphi Paşa Konağı olarak bilinir), Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi olarak hizmet etmektedir.

Anavarza kalesi ve antik kenti

IMG_0058.jpeg

Anavarza, Kadirli, Ceyhan ve Kozan ilçe sınırlarının kesiştiği yerde, Kozan sınırları içerisinde, Kilikya bölgesinde bulunan antik kent. Çevresi mesire yeri olarak kullanılır. Kilikya ovasının önemli merkezlerinden olan Anavarza’nın antik kaynaklarda adı Anazarbos, Anazarba, Aynızarba veya Anazarbus olarak geçer. Adana’nın yaklaşık 70 km kuzeydoğusunda, Dilekkaya köyündeki antik şehir, Sunbas çayının Ceyhan ile birleştiği yerin 8 km kuzeyinde ada gibi yükselen bir tepe üzerindedir.

Kentin Roma İmparatorluk Devri öncesi tarihi hakkında hemen hemen hiçbir bilgi yoktur. MÖ 19. yılında İmparator Augustus tarafından ziyaret edilen kent “Anazarbus yanındaki Caesarea” diye anılmaya başlamıştır. Anazarbus veya Anabarzus adının esasen kente hakim olan ve Çukurova düzlüğünün en çarpıcı fiziki oluşumlarından biri olan 200 metre yüksekliğindeki kaya kütlesine ait olduğu ve belki Eski Farsça Na-barza (“Yenilmez”) adından tahrif edildiği düşünülebilir.

Anavarza Roma İmparatorluk Devrinin ilk iki yüzyılı boyunca büyük bir varlık göstermemiş, Kilikya başkenti Tarsus’un gölgesinde kalmıştır. Tarsus günümüze kadar yaşayabilmiştir ama bunun karşılığında tarihi anıtlarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Roma imparatorlarından Septimius Severus’un, Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus’un tarafını tutan kent, onun Niger’i 194 yılında İsos’ta yenerek imparatorluğun tek hakimi olmasından sonra ödüllendirilmiş, tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır. 204-205 yıllarında Kilikya, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmuştur.

260 yılında diğer Kilikya kentleri gibi Anavarza da Sasani Kralı Şapur tarafından fethedilmiştir. 4. yüzyılda İsaurialı Balbinos tarafından tahrip edilmiş olan Anavarza, İmparator II. Theodosius zamanında 408 yılında kurulan Cilicia secunda’nın ve eyaletin başkenti olmuştur.

525 yılındaki büyük depremden zarar gören kent İmparator İustinianus tarafından onartılarak İustiniopolis adıyla onurlandırılmıştır. Ancak 561 yılında ikinci kez deprem felaketine ve bunu hemen izleyen büyük bir veba salgınına uğramıştır. İslam İmparatorluğunun zuhurundan sonra Arap ve Rum devletleri arasındaki sınır bölgesinde kalan kent sürekli akın ve savaşlarla tahrip edilmiş ve nüfusunun büyük bir bölümünü kaybetmiştir.

Feke kalesi

IMG_0059.jpeg

Feke ilk çağlardan günümüze kadar bir çok kavim ve Devletlere yerleşim alanı olmuştur. Feke’ nin MÖ. 16. yy.’ da Hititlerin hakim olduğu bir federasyon bölgesinde kurulduğu rivayet edilmektedir. Son yıllarda Kayseri Kültepe ve Osmaniye Karatepe tablet ve yazıtlarından anlaşıldığına göre yönetim yeri Mezopotamya da ki Asur kenti olan, Asur Devleti vatandaşlarından oluşan tüccarlar mö.19.yy. ve 18.yy.’ da Kültepe ve çevresi ile Anadolu’ nun değişik yerlerinde ticaret kolonileri kurarak iyi örgütlenmiş bir Pazar ağı geliştirmişlerdir. Mö.19.yy’ da Asur ticaret kolonilerinin oluşturduğu Pazar ağında: İç Anadolu’ nun yüksek Platoları ile Klikya Ovası arasındaki bağlantıyı sağlayan bir geçit olması ve bu güzergahtan geçen ticaret kervanlarının güvenliğini ve denetimini sağlamak amacıyla hakim noktalara karakollar kurulmuştur. Feke mö.6.yy.’ da Perslere, mö.333 yılında ise Persleri yenen Büyük İskenderin eline geçmiştir. İskender’ den sonra mö.1.yy. sonlarına doğru Roma İmparatorluğuna, daha sonraları Bizanslıların eline geçmiştir. 1375 yılında Mısır Memluklarının işgali ile Ermeni hakimiyetine son verildi. Vahka(Feke) Yavuz Sultan Selim’ in 1517 yılında Mısır seferi sırasında Osmanlı Devleti tarafından feth edilmiştir. Sonraki yıllarda Yüreğir Türkmen Beylerinden Ramazanoğlu ailesinin idaresine girmiştir.

 

 

Seyhan barajı

IMG_0060.jpeg

Dünyanın bir çok ülkesinde şehrin ortasından geçen nehir suları çeşitli nedenlerden dolayı kirlidir.  Oysa Seyhan nehri mavi-yeşil rengiyle, Taş köprü, Sabancı Merkez Camii ve Merkez Park çevresiyle Hollywood filmlerinde bir sahne olacak kadar güzel görünür. Gölün mavisi ile gökyüzünün mavisi insana dinginlik ve mutluluk verir. Nehrin iki yakasındaki yapıların ve yeşilliklerin sudaki yansımaları ise  masalımsı bir hava yaratır. Böylesine az bulunur güzel bir  nehir ve gölümüz varken iş bunu günlük yaşantımızda kullanmaya gelince tam bir hayal kırıklığı yaşarız. Nehir veya gölün etrafında ne doğru dürüst yürüyüş veya bisiklet parkuru vardır, ne de etrafında ailenizle gidebileceğiniz doğru dürüst bir mekan. Var olan mekanların çoğu derme çatma kulübeler, arabesk bir ortam,  vs… Oysa ki nehir veya gölün etrafı   veya Menderes piknik alanı çok daha güzel içinde alışveriş merkezlerinin, restoranların, barların, oyun alanlarının, çocuk parkının, lunapark, piknik yerleri, vs… gibi komple bir yaşantı alanının olabileceği bir tesis haline getirilebilir. Nehir veya göl  içinde gezinti yapılabilen, yemek yenebilen teknelerin olduğu bir nehir her zaman bizim için daha cazip gelecektir. Eskişehir’de ki Porsuk çayı geçmişte içinde lağım akarken bugün içinde teknelerin dolaştığı, yazın etrafının plaj olarak kullanıldığı bir nehre dönüşmüş durumda. Seyhan Nehri ve Baraj Gölü tüm güzellikleriyle karşımızda dururken ona hayat verecek bir belediye bekleniyor. Mersinde ki Marina gibi bizim de Göl Marinamız  neden olmasın.  Böyle bir proje aynı zamanda Adana turizmine de çok şey kazandıracaktır.

Şar antik kenti

IMG_0062.jpeg

Toros Dağları üzerinde,Adana’ya 210 km uzaklıkta Tufanbeyli İlçesinin 20km.kuzeydoğunda Şar Köyü’nde yer alır.

Şar Antik Kenti Hitiler Döneminde de önemli bir merkez olduğu bilinen kentin en görkemli yapısı olan ve M.S. 2. yüzyıla

tarihlenen Ala Kapı,Roma Dönemi’ne ait bir tapınağın günümüzü ulaşan bir parçasıdır.Ala Kapı’nın hemen yanıbaşında,tapınağa ait diğer kalıntılar da görmek mümkündür.

Açık hava tiyatrosu da yine Roma Dönemi’ne ait,Halkın Kırık Kilise olarak adlandırdığı yapı ise M.S 4. yüzyılda Roma Senatörü Aurelius Clausdius Hermodarus’a ait bir anıt

mezar olarak yapılmış,daha sonra Bizans Dönemi’nde ise kilise olarak kullanılmıştır.Antik kentin günümüze kalmış görkemiyle hakla duruyor ayrıca diğer bir yapısı

ise kırmızı tuğladan inşa edilmiş olan Bizans Kilisesi’dir.Şar’da ayrıca suyollarına,antik havuzlara ve kaya mezarlarına da rastlamak mümkün.

Varda köprüsü